Yeni Dönemde İran Sineması

nader-simin-cb-site-450x297-1-jpg_800x600fitİran’da Ilımlı Muhafazakâr Hasan Ruhani yeni Cumhurbaşkanı oldu. 64 yaşındaki din adamı için Eski Cumhurbaşkanı Hatemi, açıkça desteğini açıklamıştı. Bu yeni dönemde İran’ın siyasi ve kültürel atmosferinin reformist bir havaya bürünüp bürünmeyeceği ise büyük merak konusu. Zira İran’ın sanat ortamı Cumhurbaşkanlarının yaklaşımlarına göre şekilleniyor.

İki dönemlikAhmedinejat döneminde İran’ın kültürel atmosferinin oldukça sıkıntılı günler geçirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle İranlı sinemacılar için bu dönem oldukça zordu. Muhammed Hatemi döneminde ise daha özgürlükçü bir ortamdan söz edebiliyorduk. İran’ın bu yeni döneminde neler yaşanacağını anlayabilmek için önceki iki dönemini hatırlamakta fayda var:

Hatemi Döneminde İran Sineması: Film Festivallerinin Gözde Ülkesi İran

1997 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda İran siyasetinde önemli değişimler yaşanmıştı. Muhammet Hatemi, Cumhurbaşkanlığına aday olmuş gençlerin ve sanatçıların desteğiyle değişim ve özgürlüklerin artmasını bekleyenler için önemli bir umut ışığı olmuştu. Reformcu Cumhurbaşkanı adayıMuhammet Hatemi 1982’de İslami İrşad ve Kültür Bakanı’ydı. 1984’te İran’ın en önemli sinema kurumu olan Farabi Sinema Kurumu‘nu kurdurmuştu. Bakanlığı döneminde sinema sektörünün gelişmesine çaba göstermişti. Cumhurbaşkanı olmasıyla da sanat ortamında belirgin bir gelişme yaşandı.

Circle Panahi

Hatemi dönemi, İran sinemasının çıkışta olduğu yıllardır. O dönemi hatırlayacak olursak 1997 yılında İran sinemasının usta yönetmeniAbbas Kiyarüstami, Kirazın Tadı filmiyle büyük ses getirmişti. Yönetmen İslam dünyası için hoş karşılanmayacak bir konu olan intihara odaklanmıştı. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü’nü alan Kirazın Tadı, İran sinemasının uluslararası saygınlığını arttırdı. İçine kapalı ve ambargo altında yaşayan İran toplumu, dünyanın en saygın birkaç ödülünden birinin kendi ülkelerinden bir filme verilmesinin gururunu yaşadılar.


Kirazın Tadı
’nın dışında 1999’da çektiğiRüzgâr Bizi Sürükleyecek saygın birKiyarüstami filmi olmuştu. 1997 yapımıMacid Macidi’nin Cennetin Çocukları ve 1999 yapımı Tanrının RengiCafer Penahi’nin 1997 ‘de çektiği Ayna,Semira Mahmelbaf’ın 1998 yapımı Elmafilmleri de dönemin saygın yapımları olmuşlardı. Ayna filmi İstanbul Film Festivali‘nde Altın Lale ve Venedik Film Festivali‘nde Jüri Özel Ödülü’ne değer görülmüştü. Cennetin Çocukları, En İyi Yabancı Film Oscar’ına da aday gösterilmiş, Tanrı’nın Rengi ise Amerika’da en çok izlenen İran filmlerinden biri olmuştu. Doksanların sonuna doğru belirgin bir ivme kazanan İran sineması, ardı ardına ses getiren etkileyici filmlerle adından söz ettirmesini bilmişti. İranlı yönetmenlerin sürekli olarak festivallere konuk olması İran’ın uluslararası arenadaki tanınırlığını oldukça arttırıyordu.

Ahmedinejad Dönemi: Yönetmenlere Hapis Yolu Göründü

Ahmedinejad dönemi sanat sinemasına destek fonlarının kesildiği, sansürün yoğunlaştığı hatta fiziksel olarak birçok yönetmenin hapis cezasıyla karşı karşı kaldığı bir dönemdi. .Bu dönemde Cafer Penahi ev hapsine alınırken Muhammed Resulov da 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Abbas Kiyarüstami filmlerini yurtdışında çekmeye başladı. Son filmini Japonya’da çekti. Bahman Ghobadison filmi Gergedan Mevsimi‘ni Türkiye’de çekti.

white-balloon-panahi

İran’daki rejim değişiminin militan savunucusu Muhsin Makhmalbaf da artık muhalif olarak görülüyor. Rejim değişimi döneminde Humeyni’yi destekleyen gençlerden biri olan yönetmen, ilk filmlerinde rejim destekçisi filmler yaparken zaman içinde daha sosyal filmlere geçti. İlerleyen yıllarda ise cevaplar veren bir sinema anlayışından sorular soran filmlere yöneldi. Son filmlerini Pakistan’da çekti. Kızları Samira ve Hanna Makhmalbaf da rejim tarafından batılı hassasiyetlerle film çektiği yönünde eleştiriler alıyorlar. Bu dönemde sanat filmlerine eskisi kadar destek sunulmadığını söyleyebiliriz.

İran Sinemasının Kronik Hastalığı: Sansür

İran sinemasında Şah döneminde de rejim değişiminden sonra da yönetmenlerin en büyük sorunu sansür mekanizmasının uyguladığı baskılardır. Şah döneminde yoksulluğun, sınıfsal farklılıkların, yönetim eleştirilerinin sansüre takıldığı görülürken; rejim değişiminden sonra ise; cinsellik, şiddetin, kadın oyuncuların başı açık görüntülenmemesi temel sansür dayanaklarını oluşturuyorSansür yasaları zaman içinde yönetmenler tarafından da kabul edildi. Burada da Fars edebiyatının en önemli unsuru olan simgeci anlatımın devreye girdiğini söyleyebiliriz. Yönetmenler anlatmak istediklerini metaforlarla anlatmaya yöneldiler. Şah dönemi uygulanan baskılardan da bu şekilde sıyrılan İran sineması, rejim değişiminden sonra da bu özelliğini korudu. Bu simgelemelerde sözgelimi evde kapalı kalmış gözleri görmeyen bir kız çocuğu İran toplumunu, başında bekleyen kuralcı dedesi de Humeyni’yi simgeleyebiliyordu. İran’ın önemli yönetmenlerinden Behman Fermanara; Sansür kurulundakiler ancak anlayabildikleri şeyleri sansürleyebilmektedir. Oysa bizim filmlerimizde metaforlar öyle güçlüdür ki, söylemek istediğimizi özetler. Bu incelikten yoksun birinin bunu anlayıp sansürlemesi çok zordur, ifadeleriyle İranlı sinemacıların sansüre bakışını ve sansürü nasıl algıladıklarını özetliyor.

majidi

Hasan Ruhani Döneminde İran Sineması: Masa Kalabalık

Sıradan insanların günlük hayatlarına odaklanan İranlı yönetmenler, dünya sinema tarihinde kendilerine kolay doldurulmayacak kocaman bir alan yarattılar. Küçük hikâyelerden usta işi filmler yapmayı bildiler. Artık İran sineması, dünya sinemasında belirli bir özgünlüğü ve saygınlığı olan bir sinema. Doğu’ya ait insan hikâyelerini dünya sanat ortamına sunmadaki başarısıyla takdiri hak eden bir yapısı var. Bu düzeyin devam ettirilebilmesi ise devlet yöneticilerinin sinemacılara olan bakışına bağlı görünüyor. Ahmedinejad döneminde yöneticiler, sinemacıları hapsetmeyi bir seçenek olarak görebiliyorlardı. Cafer Penahi veMuhammed Resulov’un ev hapsine alınıp 20 yıl film çekmeme cezasına çarptırılması sinemacıların film yaparken neleri göze alması gerektiğini çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Bu açıdan Ahmedinejad döneminden kalan sorunlar masada büyük bir alanı kaplıyor.

Cafer Penahi‘nin ev hapisliği, Fecir Film Festivali‘nde artık eskisi kadar ilgi çekici filmlerin çıkmıyor olması, birçok önemli yönetmenin yurt dışında film çekmeye başlaması, sansürün sınırları bunlardan bazıları. Tablo bu şekildeyken yeni dönemde CumhurbaşkanıHasan Ruhani‘nin oluşturacağı yönetim kadrosunun İran sinemasıyla ilgili nasıl bir yol haritası çizeceğini ise bekleyip göreceğiz.

19.07.2013 Cuma günü Birgün gazetesinde yayınlanmıştır.

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İran Sineması

Bir dönüşümün hikâyesi: Muhsin Mahmelbaf

1957 doğumlu Mahmelbaf, İran’ın çalkantılı 70’li yıllarında ergenlikten ilk gençliğe uzanırken, İslamcı bir militana dönüşmüş, Şah rejimi karşıtı hareketlerin içinde yer almaya başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması Türk Sineması

İran sinemasında Yılmaz Güney etkisi

Yılmaz Güney Yılmaz Güney, avantür filmlerden kendi derdinin görsel hikayesine kanat çırpmak isteyip Ömer Lütfi Akad’ın yol göstericiliğinde kendi yolunu bulurken, Anadolu’nun Yeşilçam’a uğramayan gerçekliğini, yarattığı filmlerde ortaya koymaya çalışmıştı. Bu Anadolu gerçekliği bir süre sonra aynı toplumsal dinamikler içinde yaşayan komşu ülkelerdeki sinema meraklılarını da etkisi altına almaya başlayacaktı. Avantür filmlerin gerçeklikten kopuk, şiddet düşkünü sert karakteri, toplumun dinamiklerini sinemasına ekleyip dönüşürken, sadece Türkiyeli yönetmenleri değil 2000 sonrası sarsıcı izler bırakacak olan İranlı yönetmenleri de saniyede 24 kareyle etkilemeye başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması

Fecir Film Festivali 38 yaşında

İran’ın en önemli film festivali olan Fecir film Festivali’nin ulusal bölümü şubat ayında tamamlandı.

Devamını Oku