El Yazmaları Yanmaz İçimiz Yanar

İran rejiminin, yirmi bir yazar ve gazeteciye suikast planladığı 1995 yılında yaşanan gerçek olaylardan yola çıkarak çekilen bu filmde yönetmen Muhammed Rasulof,  İran’dan farklı ve son derece karamsar bir tabloyla karşımıza çıkıyor. Filmde, İran’da bir aydın ve siyasi tutuklu olarak yattığı hapishanede anılarını gizlice kâğıda aktaran yazar Kasra’nın yaşadıkları anlatılırken; aydınlara, muhaliflere uygulanan baskılar, roman yazarlarına uygulanan sansürler filmin merkezindedir. Güçlü görsel bir dili olan Resulof, fotoğraf karesi sahneler yaratırken derdi olan bir yönetmen olma gerçekliğinden de hiçbir zaman uzaklaşmıyor.

Muhammet Resulof’un çizdiği kaotik İran tablosunda; siyah beyaz tiplemeler yerine kendi zaafları ve muhasebeleri olan karakterler karşımıza çıkar. Başrolde oynayan vicdanın ta kendisidir. Ne muhalif şairler insani korkularından uzak, ne de cellâtlar insan öldürmenin huzursuzluğundan kaça bilir. Film boyunca şairlerin yazarların kederini içimizde taşırken; kimi zaman da cellâtların iç huzursuzluğu bünyemize yavaş yavaş yayılır.

el yazmaları yanmaz

Filmdeki karakterler iyi ve kötü halleriyle bir bütündürler. Filmdeki şairlerden biri şiirlerinde yaşamın beyhudeliğini, ölümün kurtuluşunu yazsa da ölümle işbirlikçilik arasında kaldığında çok istediği ölümü değil işbirlikçi olup yakınlarının ölmesini seçer.  Devlet erki ona zalimce bir sonu reva görünüp de bedeni can çekişerek yitip giderken; ruhu çoktan ölmüştü zaten.

Cellâtlardan biri de bütün bu yaptıklarını ülkesi ve Allah sevgisinden yaptığına inandırılmıştır. Yoksul ve imanlıdır. Can almaya giderken bile yolda durup namaz molası verir.  İmanını tazeleyip bıçağını biler.  Yönetmen hepsinin ayrı ayrı kişisel muhasebesini vermeyi başararak çeşitli, çoğulcu bir karakter yaratımı gerçekleştirmiş.  Cellât her gün can alır lakin çocuğu da ölümün kucağında pençeleşmektedir. Ne kadar yaptığı işe inansa da kâbuslarında aldığı canların bedeli olarak çocuğunun bu diyeti ödediğini düşünmeden edemez.

resulof

Friedrich Nietzsche’nin meşhur aforizması; Ümit en son kötülüktür. Çünkü işkenceyi uzatır’ı hatırlatırcasına yurtdışına çıkış izni verileceğine inandırılan el yazmalarının sahibi Kasra’nın evinin kendisine hapis haline getirilmesini izleriz. Israrla telefonun çalmasını bekleyen yaşlı şair; tükenmeyen umuduyla, yıkadığı bulaşıkları yeniden yıkar, çalmayan telefonunu kirli bir bulaşık gibi itinayla sabunlayıp durular. Bu uzayan işkencelerden sonra şairin, umuttun inada; isyandan feryada uzanan tükenişi, yok oluşu yavaşça gözümüzün önünden kayar. Yalnızlığın, çaresizliğin son haddinde insanın neler yapabileceğini hafızalara kazınan sahnelerle gösteren yönetmen; küçük ayrıntılarla önemli etkiler bırakabilmiş.

Zor koşullarda, set ekibinin isminin saklanarak çekilen bu filmin son derece profesyonel bir proje olduğunu da belirtmeliyiz.

2002’de çektiği Alacakaranlık’la sinemanın vazgeçilmez dünyasına adım atan Resulof, biri belgesel olan bütün yapımlarını hep yazdı hem yönetti. Estetik sahneler sunmaya önem gösteren muhalif yönetmen, sosyoloji disiplininden getirdiği donanımını da filmlerine yedirmeyi biliyor. Sözgelimi Demir Ada filminde İran Körfezi’ne demirlemiş, insanların içinde küçük bir şehir hayatı yaşadığı, batmakta olan bir gemide ki hayatı anlatıyordu. Denizde bir başına kalmış bu eski geminin İran’ı imgeliyor olmasını anlamak zor değildi.

Türk sinemasında politik film denemelerinde genellikle estetik kaygılar biraz ötelenip geri planda bırakılır. Ancak Türkiye’deki çoğu yönetmenden daha zor koşullarda bu filmi çeken Muhammet Resulof, estetikten ödün vermeden politik dertlerin anlatılabildiğini göstermiş.

Film İran’da geçse de Ortadoğu’da hiçbir ülkenin bu kaotik ve baskıcı ortamın dışında olmadığını anlamak zor değil. Evinden alınıp yok edilen aydınları, umursamaz vatandaşları, türlü mecralara uygulanan sansürleri gördükçe anlıyoruz ki bu kadim toprakların bütünü, cellâtların kurbanlardan güçlü olduğu yekpare bir zulümhanedir. Resulof’un filmiyle bir kez daha anlıyoruz ki; acılarlarla yoğrulmuş Ortadoğu’da; el yazmaları yanmaz belki lakin her daim içimiz yanar, kavrulur.

El Yazmaları Yanmaz

Yönetmen: Muhammed Rasulof

Yapım Yılı: 2013

Ülke: İran

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İran Sineması

Bir dönüşümün hikâyesi: Muhsin Mahmelbaf

1957 doğumlu Mahmelbaf, İran’ın çalkantılı 70’li yıllarında ergenlikten ilk gençliğe uzanırken, İslamcı bir militana dönüşmüş, Şah rejimi karşıtı hareketlerin içinde yer almaya başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması Türk Sineması

İran sinemasında Yılmaz Güney etkisi

Yılmaz Güney Yılmaz Güney, avantür filmlerden kendi derdinin görsel hikayesine kanat çırpmak isteyip Ömer Lütfi Akad’ın yol göstericiliğinde kendi yolunu bulurken, Anadolu’nun Yeşilçam’a uğramayan gerçekliğini, yarattığı filmlerde ortaya koymaya çalışmıştı. Bu Anadolu gerçekliği bir süre sonra aynı toplumsal dinamikler içinde yaşayan komşu ülkelerdeki sinema meraklılarını da etkisi altına almaya başlayacaktı. Avantür filmlerin gerçeklikten kopuk, şiddet düşkünü sert karakteri, toplumun dinamiklerini sinemasına ekleyip dönüşürken, sadece Türkiyeli yönetmenleri değil 2000 sonrası sarsıcı izler bırakacak olan İranlı yönetmenleri de saniyede 24 kareyle etkilemeye başlamıştı.

Devamını Oku
Film Kritikleri

Köprü üstü cinayetleri

Bron/Broen-Köprü dizisi İskandinav hayatını resmeden, oradaki kültürü, yerel dinamikleri, insan ilişkilerini gösteren, başarılı bir polisiye dizi.

Devamını Oku