Kürt Sineması Neye Benzer?

2000 sonrası dönemde birçok ulusal sinema kendi estetiğini oluşturma yolunda önemli başarılar kazanmıştı. Kürt sineması da aynı dönemde estetik başarılar gösteren sinemalardan biridir.

Sarhoş Atlar Zamanı ve Votka Lemon filmlerinin yarattığı etki, Ortadoğu’dan dünyaya yayılan yeni bir sinemayı müjdeliyordu. Kuşkusuz birkaç filmin başarısı özgün bir sinemadan bahsetmek için yeterli bir kıstas değil. Ancak devlet himayesinden uzak bir seyirde var olmaya çalışan Kürt sineması için bu başarılar oldukça önemliydi. Bahman Ghobadi ve Hiner Seelam Kürt sineması deyine akla gelen iki yönetmendir. Ghobadi’nin Dema Hespe Serxweş (Sarhoş Atlar Zamanı, 2000), Awaza Dayika Niştimam (Anavatanımın Şarkıları, 2002), Kûsî Jî Dikarin Bifirin (Kaplumbağalar da Uçar, 2004) ve Nîvê Heyvê (Yarım Ay, 2006) adlı dört uzun metrajlı filmlerinde Kürt sinemasını nakış nakış işledikten sonra 2009 yapımı Kimse İran Kedilerinden Bahsettmiyor’da Tahran’daki yeraltı müzik dünyasından gerçekçi bir kesit sunmuştu. Kürtçe film çekmesi yasaklandığı için İran’ı terk etmek zorunda kalıp Türkiye’de film çekmeye başladığında ise bir Kürt filmiyle değil de Fars hikâyesiyle karşımızda belirdi. Irak doğumlu Hiner Seelam genç yaşında Avrupa yolunu tutmuş bir göçmen yönetmendi. Votka Lemon’da Ermenistan’daki Kürtlerin hayatını beyazperdeye taşımıştı. Kilometre Zero’yu ise Irak’ın Kürt bölgesinde çekmişti. Daha sonra yeniden Fransa’ya dönen yönetmen Kürtlerin hayatını Fransızca çektiği filmler içinde anlatmaya başladı. Son yıllarda genç kuşaktan çok sayıda Kürt yönetmenin sinemayla ilişkilerini kuvvetlendirdiği görülüyor. Bu gelişmeler yeni bir sinema anlayışını uluşturuyorken önümüzde bir tanımlama problemi de söz konusudur: Kürt sineması neyi ifade eder?

vodka-lemon

Kürt Sineması Nedir?

Yönetmenin Kürt olması mıdır? Yapımcının Kürt olması mıdır? Filmin Kürt coğrafyasında çekilmesi midir? Kürtleri anlatan filmler midir? Kürt dilinde çekilen filmler midir?

Sinema ülkelerin doğrudan desteğiyle adım atabilen bir sanat. Ortadoğu’da son derece kıstırılmış bir toplumsal yapının temsilcileri olan Kürtlerin, sinemasal arayışları da emekleyerek ilerlemeye çalışıyor. Ülkesi olmayan veyahut farklı ülkelere dağılmış bir yapının sinemasının köşelerini çizmek de kuskusuz sorunlu bir deneme örneğidir. Farklı tasniflerle karşılaşmak mümkün olmakla birlikte bize göre Kürt sineması Kürt dilinde çekilen filmlerle oluşabilecek bir sinema anlayışıdır. Her ne kadar sinemanın bütün dünya dillerinden bağımsız kendine ait bir dili olsa da ulusal bir sinemanın köşelerini çizmek gibi bir kaygı taşınıyorsa bu, ancak o dilde üretilen filmlerle olabilir.

Kürt sinema çevrelerinde bazı Türkçe filmlerin Kürt sinemasının mihenk taşı olarak kabul edildiğini görebiliyoruz. Bu taşların en önemlileri ise Yılmaz Güney filmleridir. Özellikle Yılmaz Güney’in sinemasını politikleştirdiği son döneminde çektiği filmlerini Kürt sineması örneği olarak değerlendirildiği görülüyor. Kuşkusuz böyle bir değerlendirme yapmak olasıdır ancak Yılmaz Güney’in dâhil edildiği bir Kürt sinemasına Kürt yönetmenler olarak Kürtlerin yaşadıkları hayatlardan kesitler sunma yolunu seçen Mahsun Kırmızıgül ve Gani Rüzgar Şavata da dâhil edilmelidir. Sinema anlayışını ve politik önermelerini beğendiğimiz yönetmenleri alıp geri kalanları dışarda bıraktığımız bir tasnif nesnel bir tasnif olmaz.

Amour-poster

Sinema Küreselleşiyor

Ulusal sinema yaklaşımının kendisi de içinde bulunduğumuz küreselleşme döneminde her geçen gün anlamını biraz daha yitirdiğini de göz ardı edemeyiz. Rus yönetmen Aleksandr Sokurov son filmi Faust’ta Alman edebiyatının en nadide eserini Almanca olarak sinemaya taşıdı. Alman yönetmen Michael Haneke birçok filmi gibi En İyi Yabancı Film Oscarı’nı aldığı filmi Amour’u da Fransızca çekti.  Funny Games’in ikinci versiyonunu Amerika’da İngilizce çekmişti. Alman yönetmen Werner Herzog da Amerika’da İngilizce film çeken yönetmenlerden biri. Birçok Uzakdoğulu yönetmen İngilizce filmlerle kendilerini ifade ediyorlar. Fars yönetmen Abbas Kiyarüstemi 2010’da Aslı Gibidir’i Fransızca, son filmi Like Someone in Love’u Japonya’da Japonca olarak çekti. Hong Konglu yönetmen Wong Kar Wai My Blueberry Nights filmini Arjantin’de çekmişti. Bu listeyi uzatmak mümkün ama sadece bu örnekler de gösteriyor ki sinemanın kendine has bir dili var ve bu dil ulusal yaklaşımlardan daha bağımsız bir sinema yapılmasını sağlıyor.

Kürt Sinemasının Anne Sütüyle Beslenmesi Lazım

Ortak bir sinema dili olan, ortak imgeleri olan bir Kürt sinemasından bahsetmek de henüz olası değildir. Zira İran, Irak, Suriye, Türkiye ve batı ülkelerinde sinemayla uğraşan Kürt yönetmenler değişik ülkelerde, farklı üretim ilişkileri içinde, farklı yaşam koşulları ve şehirleşme deneyimleriyle birbirlerinden bağımsız imge dünyaları oluşturmuş haldeler. Kürtler aynı devlet altında yaşamadıkları sürece ortak bir sinema dilinden ve algısından bahsetmek pek mümkün görünmüyor. Kürt senarist ve yapımcı Selamo (Abdülselam Kilgi) Xelilo- Kenê Spi filmiyle ilgili verdiği röportajda söylediği gibi “Kürt sineması sancı aşamasındadır. Doğumu geç olabilir ama doğacaktır. Ana sütüyle beslenirse sağlıklı büyüyüp yürüyecektir. İthal sütle beslense sakat kalacaktır.”

Kürt sinemasının ayaklarının oluşması içinse yıllar içinde hatırı sayılır çalışmaların yapıldığını da hatırlatmakta fayda var. Avrupa ülkelerinde Kürt Film Festivalleri, Diyarbakır ve Batman belediyelerinin ve birçok kısa filmin bizatihi yapımında bulunmuş Mezopotamya Kültür Merkezi’nin çalışmaları övgüye değer çalışmalardır. Ayrıca devletleşme sürecinin yaşandığı Irak’ın Kürt bölgesinde, bu sinemanın sistemli bir ulusal sinema haline gelmesine yönelik önemli çabalar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de ve İran’da sinema eğitimi alan genç Kürt sinemacıların bu coğrafyada kariyer yapmaya başladığı biliniyor. Gelişmeler gösteriyor ki burada yeni bir ulusal sinema filiz vermeye başlayacak. Bu çerçevede bir Kürt Sinema Enstitüsü’nün kurulması, ayrıca bütün bölgeye seslenecek Kürtçe bir sinema dergisinin çıkarılması, sinema salonlarının açılması, Kürt filmleri için dağıtım ağının oluşturulması ortak bir sinema dilinin yaratılması için önemli adımlar olarak atılmayı bekliyorlar. Özellikle dağıtım ağını oluşturmak adeta film çekmekten daha büyük bir sorundur. Benzer sıkıntılar Türk cumhuriyetlerde de yaşanıyor. Sovyet döneminde inanılmaz bir dağıtım mekanizmasıyla Türk cumhuriyetlerde yapılan filmler bütün devletleri dolaşırken, cumhuriyetlerin bağımsız devletler haline gelmelerini üstünden 20 yılı aşkın bir zaman geçmesine karşın hâlâ Özbekler, Azeriler, Kazaklar birbirlerine kendi filmlerini gösterememenin sancılarını yaşıyorlar. Bölge yönetmenleri sık sık bu durumdan dert yanarlar.

filistin

Kürt Sineması Filistin Sinemasına Benzer

Sinemanın Kürtler için bir mücadele yöntemi olarak da görüldüğü de ortadadır.  Kürtlerin dilinin, kültürlerinin, hatta fiziksel varlıklarının dahi bölgedeki devletler için çoğu zaman kendi başına bir tehdit unsuru olarak görülmesi kuşkusuz bu dilde çekilen her filmi de politik bir film haline getiriyor. Sinema, Kürtlerin farklı ülkeler içinde sürdürdükleri politik ve kültürel mücadeleler içinde dertlerinin beyaz perdeye yansıması olarak da görülebilir.  Kürtler için sinema sadece bir sinema değil bir politik alan, bir var olma mücadelesinin de adıdır aynı zamanda. Bu açıdan Kürt sineması biraz Filistin Sinemasına benzer. Filistinlilerin sinemasında; direniş, savaş, intifada, taşlar, sapanlar, tanklar, askerler, yıkılan evler ve ölen çocuklar başrolde oynar.

Film Arası dergisi Kürt Sineması özel sayısında yayınlanmıştır. (2013 mart sayısı)

 

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İran Sineması

Bir dönüşümün hikâyesi: Muhsin Mahmelbaf

1957 doğumlu Mahmelbaf, İran’ın çalkantılı 70’li yıllarında ergenlikten ilk gençliğe uzanırken, İslamcı bir militana dönüşmüş, Şah rejimi karşıtı hareketlerin içinde yer almaya başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması Türk Sineması

İran sinemasında Yılmaz Güney etkisi

Yılmaz Güney Yılmaz Güney, avantür filmlerden kendi derdinin görsel hikayesine kanat çırpmak isteyip Ömer Lütfi Akad’ın yol göstericiliğinde kendi yolunu bulurken, Anadolu’nun Yeşilçam’a uğramayan gerçekliğini, yarattığı filmlerde ortaya koymaya çalışmıştı. Bu Anadolu gerçekliği bir süre sonra aynı toplumsal dinamikler içinde yaşayan komşu ülkelerdeki sinema meraklılarını da etkisi altına almaya başlayacaktı. Avantür filmlerin gerçeklikten kopuk, şiddet düşkünü sert karakteri, toplumun dinamiklerini sinemasına ekleyip dönüşürken, sadece Türkiyeli yönetmenleri değil 2000 sonrası sarsıcı izler bırakacak olan İranlı yönetmenleri de saniyede 24 kareyle etkilemeye başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması

Fecir Film Festivali 38 yaşında

İran’ın en önemli film festivali olan Fecir film Festivali’nin ulusal bölümü şubat ayında tamamlandı.

Devamını Oku