İran Sinemasına Muharrem Ayı Etkisi

Yüzyıllardır Muharrem ayı, Kerbela Katliamı’nın ağırlığı altında ezilmiştir.. Türkiye’de yakın zamanda popülerleşen Muharrem bilinci, İran toplumu için yüzlerce yıldır önemli bir acı figürüdür. Türkiye’de ‘aşure ayı’ olarak sıradanlaştırılan bu ay, Fars toplumunun görsel sanatlarla ilişkisinin gelişmesine de vesiledir. Kerbela acısını anlatan taziye etkinlikleri, görsel kültürün gelişmesinde önemli uğraklardan biridir. İran sinemasının toplumsal zeminde kabul görmesinde Muharrem ayında yapılan taziye etkinliklerinin önemli bir payı var.

Doğu toplumlarının sinemayla ilişki kurmaları ve beyaz perdede alışık olmadıkları yeni hareketleri keşfetmelerinin kendi kültürleriyle doğrudan bir ilişkisi var. Bu toplumların hemen hepsinde, geleneksel gösteri sanatları oldukça kuvvetlidir. Uzakdoğu’da kukla figürleri, Türk kültüründe ortaoyunu, Fars kültüründe acıları anlatan taziye etkinlikleri bunlardan en bilinenleri…

Batı ülkelerindeki yaygınlığından hemen sonra sinema, doğuya yaptığı sürprizlerle dolu yolculuğunda farklı ülkelerde değişik karşılıklar buldu; uzun süre batıdakinin aksine geniş toplum kesimlerine değil, ‘batılılaşmaya çalışan’ doğulu zenginlere ait bir eğlence aracı olarak görüldü. Doğu toplumlarının batılaşma merakı içinde olan elitleri, beyaz perdeye yansıyan batılı insan figürlerini izlemek için geniş katılımlı gösterimlerde yerlerini alırlardı. Evlerine döndüklerindeyse, -muhtemelen- evlerinin yeni üyelerinden olan boy aynalarında beyaz perdede gördükleri batılı suratları kendileriyle karşılaştırırlardı. Birçoğu için rol modeller, sinemada gördükleri batılılardı.

Zaman içinde sinemayla, geniş toplumsal kesimler de değişik hızlarda bir bağ kurmaya başladılar. Yeniliklerin kabul görüp yangınlaşması oldukça zordur. Doğu ülkelerinde de sinemanın yaygınlaşması hiç kolay olmadı. Ancak sinemanın yaygınlaşmasını kolaylaştıracak yegâne faktör, onun yerel kültürlerle kurduğu benzerlikler oldu. Yaygınlık kazandığı ülkelerin hemen hepsinde sinema, yerel kültürlerle kurduğu bağ üzerine yükselebilmiştir.

Sözgelimi Japonya’da ilk film gösterimleri başladığında sessiz filmleri seslendirerek yorumlayanlar, beyaz perdenin yanında oturan ‘benşi’ isimli geleneksel tiyatroculardı. Filmleri âdeta yeniden yaratan benşiler, bir süre sonra, Japon izleyicilerin sinemayı benimsemelerindeki en önemli faktör haline geldiler. Öyle ki, aynı filmi farklı benşilerden dinlemek isteyen izleyicilerin sayısı alabildiğine fazlalaştı. Çünkü her benşi, kendi yaratıcılığını devreye sokarak, filmlerden farklı hazlar alınmasını sağlıyordu.

Aynı şekilde Türk sinemasının kurucuları da geleneksel Türk tiyatrosunun içinden gelen sahne sanatçılarıydı. Türk sinemasının oluşumu, Muhsin Ertuğrul ve ekibinin, tiyatroda edindikleri deneyimleri sinemaya aktarmaları sonucu gerçekleşmiştir.

İran sinemasının farklı kesimlerin içinde kabul görmesi de, görsel kültürel formların toplumdaki yerleşikliğiydi en nihayetinde. Örneğin, taziye geleneği olarak bilinen İran oyun sanatı, dini bir ağıtın görselleşmiş haliydi.

İslam dünyasının yaşadığı en büyük trajedi ve ihanetlerinden biri sayılan Kerbela Olayı’nın tiyatral canlandırılmasıyla meydana gelen taziye gösterileri, çok uzun zamandır İran kültürünün içinde varlığını devam ettirmektedir. Taziyeler, her yıl, Hz. Hüseyin’in şehit edildiği Muharrem ayında tutulan yas zamanında sergilenir. Bu gösterilerde, Hz. Ali’nin hayatı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in yaşadıkları ve Kerbela Olayları konu edinilir. Mazlumun zalim karşısındaki feryadını simgeleyen taziye geleneği, açık alanlarda binlerce kişilik izleyici kitlesi karşısında yapılmaktadır. İslam’a uygun kabul edildiği için de herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmayan taziyeler, görselliğin yaygınlaşmasını sağlayan en büyük kültürel unsurlardan biridir.

Taziye geleneği, İran’da yüzyıllar öncesine dayanan bir tiyatro geleneğinin üstüne inşa edildi. Taziyeler, sunuluş biçimleri, taklit kavramının ortaya konulması ve kurmacanın yaygınlaşması sayesinde ‘izleyici-oynayan’ kavramlarının İran toplumu içinde yer edinmesini de sağladı.

lerd-still

2000’lerin yükselen ulusal sinemalarından biri olan İran sinemasının toplumsal dayanaklarını bilmeden onu anlamamız da mümkün görünmüyor. Müslüman bir nüfusa sahip ülkeler arasında en estetik sinema anlayışına sahip olan İran sinemasının bu noktaya nasıl geldiğini anlamak için ülkenin kültürel kodlarını da bilmek gerekir.

Her yıl Cannes ve Berlin gibi önemli film festivallerinde yer alan, Asghar Ferhadi gibi Oscar’ı 2 kez İran’a taşıyan yönetmenler yetiştiren İran sineması, bu başarıyı geçmişinden kopmadan modern bir sinema yaratarak sağladı. Anlaşılan o ki, kendi kültüründen beslenen İran sineması için başarı tesadüf değil.

 

 

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İran Sineması

Bir dönüşümün hikâyesi: Muhsin Mahmelbaf

1957 doğumlu Mahmelbaf, İran’ın çalkantılı 70’li yıllarında ergenlikten ilk gençliğe uzanırken, İslamcı bir militana dönüşmüş, Şah rejimi karşıtı hareketlerin içinde yer almaya başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması Türk Sineması

İran sinemasında Yılmaz Güney etkisi

Yılmaz Güney Yılmaz Güney, avantür filmlerden kendi derdinin görsel hikayesine kanat çırpmak isteyip Ömer Lütfi Akad’ın yol göstericiliğinde kendi yolunu bulurken, Anadolu’nun Yeşilçam’a uğramayan gerçekliğini, yarattığı filmlerde ortaya koymaya çalışmıştı. Bu Anadolu gerçekliği bir süre sonra aynı toplumsal dinamikler içinde yaşayan komşu ülkelerdeki sinema meraklılarını da etkisi altına almaya başlayacaktı. Avantür filmlerin gerçeklikten kopuk, şiddet düşkünü sert karakteri, toplumun dinamiklerini sinemasına ekleyip dönüşürken, sadece Türkiyeli yönetmenleri değil 2000 sonrası sarsıcı izler bırakacak olan İranlı yönetmenleri de saniyede 24 kareyle etkilemeye başlamıştı.

Devamını Oku
İran Sineması

Fecir Film Festivali 38 yaşında

İran’ın en önemli film festivali olan Fecir film Festivali’nin ulusal bölümü şubat ayında tamamlandı.

Devamını Oku