Belfast: Estetik ve Nostaljik

Kenneth Branagh’ın yönettiği “Belfast”, İrlanda’nın politik gerginliğini arka planda tutup bir büyüme hikâyesinden küçük bir kesit sunarken kuşkusuz İrlanda’nın İngiltere elinden yaşadığı zulme doğrultmuyor kadrajını. Ailesiyle göç ettiği İngiltere’nin Protestan İrlandalılara sağladığı imkanlarla büyümüş bir çocuğun geçmişine estetik bir selam yolluyor.

Geçtiğimiz 94. Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo dahil toplamda 7 adaylığa gösterilen Kenneth Branagh’ın yönettiği “Belfast”, BAFTA En İyi İngiliz Filmi Ödülü, Altın Küre En İyi Senaryo Ödülü ve Film Eleştirmenleri tarafından En İyi Oyuncu Kadrosu gibi birden fazla ödüle sahip oldu.

Filmde yönetmen, Belfast’te geçen çocukluğundan hareketle bir dönem fotoğrafı çekiyor. İngiltere yanlısı Protestan bir aileden gelen yönetmen, 1960’ların politik ortamında Katolik ve Protestan İrlandalıların gergin ve çatışmalı ortamını bir çocuğun gözünden yansıtmaya çalışıyor. Dokuz yaşındaki Buddy, Belfast’taki sosyo-politik gerilimlerin tırmanıp yaşadıkları sorunsuz mahallede bile şiddet olaylarının ortaya çıkmaya başladığını görür. Buddy’nin çocukluğu kabusa dönüşür. Ailesi geleceklerini güvence altına almak için şehri terk etme planları yaparken Buddy, hem ilk aşkın sancılarıyla hem de değişen dünyayla baş etmek zorundadır. Renksiz çekilen “Belfast”, hem görüntü yaklaşımı hem de oluşturduğu atmosferle İrlanda gerçekliğini yansıtmasa da başarılı bir dönem filmi.

Bağımsızlık yanlısı Katolik İrlandalıların gösterileri sokak aralarına kadar yansımış haldeyken Buddy âşık olduğu Katolik ailenin kızı olan arkadaşına duygularını söylemenin sancılarını yaşarken sokakta da giderek yükselen şiddetin gerginliğini hissederiz. Buddy’nin Protestan ailesi için İngiltere’ye taşınmak her zaman bir alternatif olarak masada durur. Onların kaygıları sadece dillerindeki aksandan ileri gelirken Katolik ayrılıkçı İrlandalılar için bu bir alternatif sayılmaz. Buddy’nin ailesi göç kararı aldığında yönetmen de kendi çocukluğuna veda ediyordur. Buddy’nin çocukluğuna vedası, kapısına gidip Katolik komşularının âşık olduğu kızlarına vedasında cisimleşir.

SİYAH BEYAZ FİLMLER: RENKSİZ VE ESTETİK

Siyah beyaz çekilen “Belfast”, son yıllarda başarılı renksiz filmler kervanına eklenen yeni bir üye. Polonyalı yönetmen Paweł Pawlikowski’nin çektiği “Ida” ve “Cold War” filmleri renksiz filmlerin etki gücünü arttıran başarılı örneklerden. Robert Eggers’ın çektiği bir deniz fenerindeki atmosferi korku ve gerilimin sınırlarında yansıtan 2019 yapımı “The Lighthouse” da son dönemin renksiz filmlerinden biriydi. Renksiz filmlerin temel dayanağı zamansızlık hissi yaratmak. Beyazperdede gösterilenin herhangi bir dönem aralığında olabileceği hissini kuvvetlendirmek için renklerin yaratacağı dönem vurgusundan uzaklaşmayı sağlamayı amaçlarlar. Genç Alman yönetmen Jan-Ole Gerster’in ilk uzun metrajlı filmi 2012 yapımı “Oh Boy” bu hissi en iyi yansıtan son dönem renksiz filmlerden biriydi. Oysa “Belfast”, oldukça net bir dönemi yansıtıyor. Sadece o coğrafyada, o zaman aralığında oluşan bir olaylar bütününün filmi. Renksizliğini biraz da nostaljik bir gönderme olarak sayabiliriz. Yönetmen kendi çocukluğunu yansıttığı için o dönemin siyah beyaz hatıralarına gönderme yaptığını düşünebiliriz. Renksiz filmlerde yönetmenlerin işi oldukça zor. Bu filmler kusursuz bir ışık kullanımını mecbur kılar. Kenneth Branagh’ın bu zor işin altından kalktığını söyleyebiliriz. Keskin bir netliğin içinde dönemin ruhunu yansıtan, eski zaman fotoğraflarını hatırlatan karelerle film sizi başka bir zamana götürüyor.

SİNEMADA İRLANDA GERGİNLİĞİ

İrlanda’daki politik gerginlik üstüne hatırı sayılır bir sinema arşivinden bahsedebiliriz. Bu filmlerin önemli bir kısmı İRA örgütü ekseninde yaşananlara odaklanır. Özellikle Belfast şehrinde yaşananların anlatıldığı filmlerde bağımsızlık mücadelesinin farklı taraflardaki insanlar üzerindeki etkilerini görürüz. Steve McQueen’in 2008 yapımı “Hunger” filmi, bu filmler arasında en önemlilerinden biriydi. İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesine katıldığı için tutuklanan Bobby Sands’ın açlık grevinde ölmesini anlatan film, hem biçim hem de içeriğiyle bu literatürün en önemli filmlerinden biri. Terry George’ün yönettiği “Some Mother’s Son” filmi de bu açlık grevi sürecinde dışarıda çocuklarının yaşaması için mücadele eden annelerin yaşamına odaklanır. Jim Sheridan’ın 1997 yapımı “The Boxer” filminde uzun süre politik sebeplerle hapis yatmış bir İrlandalının boksla yeniden yaşama tutunma çabasını görürüz. 2009 yapımı Oliver Hirschbiegel’in yönettiği “Five Minutes of Heaven” filmi, “Belfast” gibi Katolik ve Protestan ayrımı üstünden yaşanan şiddetin muhasebesine odaklanır. İngiliz yanlısı Protestan bir İrlandalı, Katolik bir genci evine girip öldürür. Uzun olmayan bir hapisliğinden sonra artık eski suçlunun barış yanlısı faaliyetler içindeki yaşamına odaklanan yapım, öldürdüğü gencin kardeşiyle olan muhasebelerini de kadraja alır. 2012 yapımı James Marsh’ın yönettiği “Shadow Dancer” filminde başarısız bir bombalama eyleminde yakalanıp ajan yapılan bir kadına yapılan baskı atmosferini izleriz. Yann Demange’ın yönettiği 2014 yapımı “71” filminde ise oldukça güçlü bir takip kamera eşliğinde İrlanda’ya yollanmış genç bir askerin sokaklarda mahsur kalmış haldeki gerginliğine ortak oluruz.

Kenneth Branagh’ın yönettiği “Belfast”, İrlanda’nın politik gerginliğini arka planda tutup bir büyüme hikâyesinden küçük bir kesit sunarken kuşkusuz İrlanda’nın İngiltere elinden yaşadığı zulme doğrultmuyor kadrajını. Ailesiyle göç ettiği İngiltere’nin Protestan İrlandalılara sağladığı imkanlarla büyümüş bir çocuğun geçmişine estetik bir selam yolluyor.

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri, İran Sineması ve Film Gibi Geçti-Ediz Hun kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihazırda Üsküdar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, Gazete Duvar’da köşe yazarı ve Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmeni olan Oylum; Türkiye PEN Yazarlar Derneği, FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) ve FEDERO (Avrupa ve Akdeniz Film Eleştirmenleri Federasyonu) Üyesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Film Kritikleri

Asteroit Şehir: Wes Anderson’dan Postmodern Bir Deneyim

Wes Anderson’ın yeni filmi “Asteroit Şehir”, 16 Haziran’da sinemalarda gösterime girdi. “Asteroit Şehir”, ilk gösterimini mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde yapmıştı. Cannes’dan sonra hızlıca vizyonda karşımıza çıkan film, Tom Hanks, Margot Robbie, Jason Schwartzman, Scarlett Johansson, Jeffrey Wright, Tilda Swinton, Bryan Cranston, Edward Norton, Adrien Brody, Liev Schreiber, Hope Davis, Stephen Park, Rupert Friend, Maya […]

Devamını Oku
Film Kritikleri

Yoksulluğun ‘Mülk’le İmtihanı

Nisan ayında yapılan 42’nci İstanbul Film Festivali’nde farklı ülke sineması örneklerini takip etmek mümkün oldu. Bu yıl 84 ülkeden 160 yönetmenin filmleri gösteriliyor. Bu zenginliğin en iyi tarafı yeni yönetmenler keşfetmek oluyor. Belki bir daha beyazperdede görme imkânı olmayacak filmler, festival vesilesiyle karşımıza çıkıyor. Böylece farklı ülkelerin sinema yaklaşımlarını, konu çeperlerini görmüş oluyoruz. Bu keşif […]

Devamını Oku
Film Kritikleri

John Wick Dünya Turunda

Son 10 yılın en ses getiren aksiyon serisi olan “John Wick”in 4’üncü bölümü, 22 Mart’ta vizyona girdi. 3’üncü bölümde High Table örgütüne olan bağlılığı sona ererek güvenlik koruması kaldırılan John Wick, bu bölümde özgürlüğünü elde etmeye çalışıyor. Film, 100 milyon dolara dayanan bütçesiyle bonkör bir dünya şehirleri seyri sunuyor. Bu filmde John Wick’in yakalanması için […]

Devamını Oku