İran Sinemasında İdam

İranlı yönetmenlerin oldukça çeşitlenen senaryolarla karşımıza çıkardıkları idam temalı filmlerde; mahkûm, muhakeme, hâkim ve hükmün kendisine odaklanan farklı açılardan idam filmleri zengin bir literatür oluşturmaya başladı.

İran sinemasında uzun süre Abbas Kiyarüstemi’nin kırsal hayatı resmeden filmlerinin etkisinden sonra Asgar Ferhadi’nin şehir hayatına odaklanan yapımları lokomotif görevi görmeye başlamıştı. İranlı yönetmenler şehir hayatının sorunlarına odaklanan yapımlar ortaya koymaya başladıktan sonra artık filmlerde konu çeperi oldukça genişledi. Yurt dışına çıkmaya çalışan gençlerin para bulma dertleri, sağlık sistemindeki aksaklıklar ve sigorta problemleri, kürtaj yasağı, madde bağımlılığının yarattığı tahribat ve uyuşturucu ticareti üstüne çok sayıda film, son yıllarda karşımıza çıkmaya başladı.

İran sinemasında karşımıza daha sık çıkmaya başlayan bir tema da bir cezalandırma yöntemi olarak uygulanan idam kararının etkileri. İranlı yönetmenlerin oldukça çeşitlenen senaryolarla karşımıza çıkardıkları idam temalı filmlerde; mahkûm, muhakeme, hâkim ve hükmün kendisine odaklanan farklı açılardan idam filmleri zengin bir literatür oluşturmaya başladı. Bu hafta idam kararlarının farklı etkilerine odaklanan filmler üstünde duracağım.

İDAMI AFFETMEK

‘BEAUTIFUL CITY’: AFFETMENİN ÇETREFİL BEDELİ

İdam temalı filmlerde İranlı yönetmenler birkaç açıdan izleyeni sorgulatan, düşündüren ve mutlak bir doğrusu olmayan bir biçimde, idamla yargılanan mahkumların öldürdükleri kişinin ailesi tarafından affedilme haklarına yönelik çok sayıda film yapıyorlar. İran’da idam mahkûmu eğer karşı tarafın ailesi kabul ederse belirlenen bir bedel karşılığında affedilebiliyor. Bu gergin ve çetrefil durum da yönetmenler tarafından farklı filmlerde karşımıza çıkıyor. Asgar Ferhadi’nin 2004 yapımı “Beautiful City” filmi, affetme üstüne olan filmlerden biriydi. Filmde Ekber, 16 yaşında cinayet suçlamasıyla rehabilitasyon merkezine kapatılmış, 18 olunca da ölüm cezası kararının işleme konulması için cezaevine gönderilmiştir. Ekber’in hapishaneden arkadaşı A’la hırsızlıktan cezasını doldurunca Ekber’in suçunun affı için öldürdüğü kızın babasına ricacı olmaya gider. Yalnız değildir. Ekber’in ablası da onunla birliktedir. Bu af talebi mesaisi onları birbirine yaklaştırsa da öldürülen kızın babası af için zor bir şart koşar; A’la ile engelli öteki kızının evlenmesi. Ferhadi’nin daha sonraki filmlerinde iyice belirginleşecek vicdan muhasebesinin ilk örneklerini taşıyan film; ölüm, aşk ve merhamet denkleminde cevabı zor soruların toplamıydı.

Beautiful City (2004).

TELEVİZYON ŞOVUYLA AF: ‘YELDA’

Renkli bir TV şovunda, canlı yayında idam mahkûmu 22 yaşındaki Meryem, kaza sonucu ölümüne neden olduğu kocası Nasser’in kızı Mona’yla karşı karşıya. Mesud Bakşi’nin yönettiği “Yelda” filmi, 2020 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve Antalya Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü almıştı. İdam mahkûmu Meryem, temizlikçilik yaptığı evin sahibi yaşlı adamla kısa süreli anlaşmalı bir nikah yapar. Ancak istenmeyen iki şey olur. Hem adam ölür hem de Meryem hamile kalır. Artık Meryem hem bir mahkûmdur hem de büyütmesi gereken bir bebeği vardır. Toplumun vicdanına seslenebilecek haldedir. Bu özellikleri, onu Yelda gecesi yayınlanan parlak affetme şovunun öznesi yapmaya yetecektir. Ancak babasını kaybeden ve artık babasının mirasını da paylaşma ihtimali ortaya çıkan Mona, Meryem’i affedecek midir? Hem TV’lerin samimiyetsiz şov programlarını hem de insan vicdanının girift hallerini sorgulayan “Yelda” filmiyle Mesud Bakşi, İran’a özgü bu garip program formatının izinde idamda af geleneği üstüne özgün bir film yaratmıştı.

İDAMDA MAHKÛM OLMAK

‘JUST 6.5’: UYUŞTURUCU BARONUNUN İDAMI 

İran sinemasının son yıllardaki en iyi filmlerden biri olan genç yetenek Saeed Roustayi’nin “Just 6.5” filmi, hızlı temposu ve başarılı senaryosuyla çok ses getirmişti. Dedektif Samad, amansız bir uyuşturucu baronu olan Nasser’i yakalar. İdamla yargılanan Nasser’in idama giden yoldaki bütün gerginliği ve aile ilişkilerini etkileyici bir sinema diliyle yansıtan film, idamla uyuşturucu ticaretinin sonlanmadığı bir tabloyu resmeder. İran sinemasının en iyi oyuncularından Navid Mohammadzadeh ve Peyman Moadi’yi buluşturan bu polisiye filmde, İran’daki madde kullanımının yarattığı tahribat ve uyuşturucu endüstrisinin devasa boyutu gözler önüne serilmişti.

Just 6.5 (2019).

‘DAY BREAK’: İDAM MAHKÛMUNUN HAPİSHANE GÜNLÜĞÜ

Hamid Rahmanian’ın yönettiği “Day Break” (2005), İran sinemasının karakteristik özelliğine dönüşen belgesel öğeleriyle kurgu filmi birleştiren bir yapıya sahip. İdam mahkûmu Mansour Ziaee’nin hapishanedeki günlük yaşamını resmeden film, geriye dönüşlerle Ziaee’nin hayatına dair de küçük kesitler sunar. Kırsaldan iş imkânı için Tahran’a gelip çalışma hayatına atılıp, emeğinin karşılığını alamayan Ziaee, ekonomik sebeplerden bir tartışma sonucunda birini öldürüp idama mahkûm olacaktır. Öldürdüğü adamın ailesinin katılmak zorunda olduğu idam törenine katılamadığından ertelenen idamı, dördüncü seferinde gerçekleşirken bir idam mahkumunun İran hapishanelerindeki yaşamına dair belgesel dilinde bir kurguyu görmüş oluruz.

İDAMDA MAHKÛMUN EŞİ OLMAK

‘DAİRE’: MAHKÛMDAN HAMİLE KALMAK

Cafer Penahi’nin 2000 yapımı filmi “Daire”, az bulunan bir kadın filmiydi. Hapisten kaçan Pari’nin Tahran sokaklarında hamileliğini sonlandırmak için verdiği mücadelenin resmedildiği film, arka planda bir idamla yıkılan birden çok hayatın fotoğrafıdır. Pari’nin kocası, idam edilecek bir mahkûmken karısıyla son defa görüşme hakkını kullanıp onu hamile bırakır. İran’da idam mahkumları ölmeden önce eşleriyle özel olarak görüşebilir. Bu son görüşmeden hamile kalan Pari, eşinin izni olmadan hamileliğini yasal olarak sonlandıramaz ne var ki artık eşi yoktur. Ailesi de onu kabul etmiyordur. Bu kaotik atmosferde hapisten kaçıp farklı mecralarda kendine çözüm bulma mücadelesine girecektir. Penahi’nin henüz film çekmesinin yasaklanmadığı dönemde, sorgulayan, sert ve gerçekçi sinema anlayışının ilk örneklerinden biriydi “Daire” filmi.

Daire (2000).

İDAMDA HÂKİM OLMAK

‘BALLAD OF A WHITE COW’: YANLIŞ KARARIN MUHASEBESİ

Behtash Sanaeeha ve Maryam Moghadam’ın birlikte yönettikleri 2021 yapımı “Ballad Of A White Cow”, Berlin Film Festivali’nde gösterilmişti. Kocası idam edilen Mina, artık çocuğuyla bir başına mücadele etmek zorundadır. Üstelik ortaya çıkan yeni bir bilgiyle kocasının iftirayla idam edildiğini de öğrenecektir. Mahkeme üyelerini mahkemeye verme uğraşına girdiğinde bütün devlet erki önüne duvar örmüştür artık. Kocasının kardeşi onu yanına almak istediğinde ise bu teklifin sadece koruyucu bir nedenden olmadığını anlaması da zor olmaz. Ansızın ortaya çıkan bir yardımseverin iyilikleri, onun tek tutunacak dalı olmuştur. Kızıyla sinemaya giden, evden çıkarıldığında ev bulan, kocasının ailesiyle mahkemelerde karşı karşıya geldiğinde işlerinin hızlıca onun lehine çözülmesini sağlayan bu gizemli yardımsever, vicdan azabından mesleğini bırakmış ve son kararı Mina’nın kocasının idam hükmü olan hakimden başkası değildir. Güçlü bir sinematografiye ve başarılı oyunculuklara sahip “Ballad Of A White Cow”, 2021’de uluslararası dolaşıma giren nitelikli İran filmlerinden biriydi. İdam hükmü vermiş hakimin, maktulün ailesine yardım etme niyeti giderek duygusal bir zemine dönüştüğünde ortaya çıkan gerginliği hissettiren bir yapımdı.

Ballad Of A White Cow (2020)

İDAMDA CELLAT OLMAK

‘THERE IS NO EVIL’: DEVLET NİZAMINDA CİNAYET

Mohammad Rasoulof’un idam filmlerine yeni bir perspektif getirdiği 2020 yapımı filmi “There Is No Evil”, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü almıştı. Yönetmen, dört farklı hikâyede devletin idam kararlarını uygulamakla görevli insanların psikolojik ve politik dünyalarına odaklanıyor. İlk hikâyede, orta sınıf bir ailenin günlük yaşamını izleriz. Ancak bu orta sınıf konforunun bedeliyle ansızın yüzleştiğimizde yönetmenin ne denli güçlü bir sinemacı olduğunu bir kez daha görmüş oluruz. Zorunlu askerlik görevinde tesadüfen cellatlıkla görevlendirilen gençlerin yaşadıklarının anlatıldığı hikâyelerde her seçimin ödenmesi gereken bedelleri önümüzde belirir. Cellatlığı reddedenlerin zorlu yaşamını gösteren bölümde ise karşımıza dağılan bir aile çıkacaktır. Dört farklı hikâyenin ortak noktası, cellatlığın insanlar üzerindeki tahribatı olmakla birlikte farklı sinema anlayışlarını harmanlayan yönetmen, kent hayatından kırsala uzanan bir çevre ilişkisi içinde İran toplumunun farklı kesimlerinden insan hikâyelerini resmederken güncel bir konuda tartışmaların odağında bir film ortaya koymuş oldu.

There Is No Evil (2020).

İran sineması, toplumdaki tartışmalardan, sorunlardan ve sosyolojik dönüşümlerden beslenen oldukça toplumsal bir ülke sineması. Yönetmenler, bireysel filmlerde bile toplumsal bir arka plan göstermekten geri durmuyorlar. İdam kararlarının yarattıkları üstüne de bireysel görünümlü toplumsal filmler, son yıllarda giderek daha fazla yönetmenin ilgi alanına giriyor. Mahkûmdan hâkime, geride kalan aile bireylerinden cellatların psikolojisine kadar zengin bir sinema literatürü İran sinemasında oluşmaya başladı.

Rıza Oylum

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri, İran Sineması ve Film Gibi Geçti-Ediz Hun kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihazırda Üsküdar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, Gazete Duvar’da köşe yazarı ve Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmeni olan Oylum; Türkiye PEN Yazarlar Derneği, FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) ve FEDERO (Avrupa ve Akdeniz Film Eleştirmenleri Federasyonu) Üyesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İran Sineması

Leyla’nın Kardeşleri: Her Yarışın Kaybedenleri

İran’ın genç ve üretken yönetmeni Saeed Roustayi’nin 2022 yapımı “Leyla’nın Kardeşleri” (Baradaran-e Leila) filmi MUBI kataloğuna eklendi. Büyük ilgi gören film, gözlerin yeniden İran sinemasına dönmesi sağladı. Saeed Roustayi, üçüncü uzun metraj filmi olan “Leyla’nın Kardeşleri”nde kamerasını yoksulluğun ve sınıfsal problemlerin üstünde tutmayı sürdürüyor. Özellikle ilk filmi, 2016 yapımı “Sonsuzluk ve Bir Gün” (Abad va […]

Devamını Oku
İran Sineması

Asghar Farhadi Sineması: Sınıfsal ve Vicdani

Farhadi’nin vicdan muhasebesi ve “herkesin kendine göre geçerli sebepleri var” mottosundan hareket ettiği filmografisinde artık yeni sorular sormaya başlaması gerekiyor. Kendini tekrar eden bir çatışmayla kurulan senaryolarında artık filmler birbirinden farklılaşmıyor. “A Hero” bu halkaya eklenen hem yeni hem de eski bir film görünümünde. Asghar Farhadi’nin son çektiği filmi “A Hero” ile yeniden bir vicdan […]

Devamını Oku
İran Sineması

İran’da Kutsal Savunma Sineması

İran-Irak savaşının İran sineması ve edebiyatı için özel bir yeri var. ‘Kutsal Savunma’ olarak adlandırılan bu alanda İran sinemasının bir kolu olarak çok sayıda üretim yapılıyor. Kutsal Savunma Sineması, İran sinemasının yurtdışı festivallerinde karşımıza çıkan örneklerine benzemiyor. Abbas Kiyarüstemi’nin kırsaldaki sadeliği yansıttığı, Mecid Mecidi’nin çocuk masumiyeti üzerinden manevi duyguları öne çıkardığı ya da Asghar Ferhadi’nin […]

Devamını Oku