Cemaat Sinemayı Keşfederse

Özelde sinema, genelde sanat kavramı birçok büyük güç sahiplerinin içinde var olmak istedikleri bir platform. Büyük idealleri olan hemen her yapı sanatla ilişkilerini kuvvetli tutmaya özen gösterir. Burada kuşkusuz sanatın bireyler üzerindeki hızlı dönüştürücü etkisinden pragmatist bir yaklaşımla faydalanma isteği yatıyor. Nazilerin propaganda sineması da Lenin’in sinema treni projesi de toplum üzerinde hızlı dönüşümü hedefliyordu.

Türkiye’de de son yıllarda yeni bir iktidar odağının sinemaya bu yaklaşımla el atmasının etkilerini görüyoruz. İsminin konumlanan yere ve konjektüre göre değişiklik gösterdiği, bizim bu yazıda cemaat ifadesiyle adlandıracağımız yapı; Türkiye’deki sinema ortamında yeni odak.  Bu oluşumun son halkası Birleşen Gönüller filmi oldu. Daha önce Eşrefpaşalılar ve Selam filmleriyle kendi ideallerini ve bu ideale inanan insanların hikâyelerini beyaz perdeye taşıdı. Cemaat sineması, Birleşen Gönüller’de; Kazakistan’a okul yapmaya giden bir öğretmenin ailesi ile olan ilişkisini merkeze alıp ona bağlı bir İkinci Dünya Savaşı hikâyesi eklemleyerek çift zamanlı bir film ortaya çıkarmış.

Filmde; Kazakistan’a okul yapmaya giden öğretmenin ailesine karşı görevine ağırlık vermesi ve bunu sonuçları resmedilirken; 2.Dünya Savası bölümünde Sovyet Rusya’da Kuzey Kafkasya’daki Türklerin Naziler tarafından kampa götürülmelerine odaklanılıyor. Öğretmen; son derece idealize edilmiş, görev aşkıyla dolu bir tipleme olarak resmedilmiş. Çocuğunun hastaneye kaldırılması ile okul binasını su basması arasında okulu temizlemeyi seçecek kadar insani duygulardan yoksun, adanmış bir hayat gösterilmiş.  Filmdeki diyaloglar da cemaat hareketinin felsefesini resmeden bir panaroma söz konusu.Bu ideal profil, daha çok ilk dönem Sovyet filmlerinde yer alan ideal işçi, ideal asker tiplemelerini hatırlatıyor. İnsani hırslardan, tereddütlerden uzak bir tablo bu filmlerin temel öğesidir. Dönemin devrimcileri idealize edilmiş, tek boyutlu, dönemin politik önermelerini izleyiciye sunan yanlışsız ve çelişkisiz başka bir deyişle bütün insani duyularından arınmış haldeydi.

108901

2. Dünya Savası sahneleri ise beklenilenden çok daha iyi çekilmiş. Sahne tasarımları oldukça başarılı. Kostümler ve çatışma atmosferi yaratımı övgüyü hak edecek düzeyde. Filmde belirgin bir Sovyet eleştirisi yok. Ana karakter Ayaz’ın babasının Sovyet ordusunun asker toplamak için köye geldiğinde çalan Sovyet marşını duymamak için pencereyi kapamasının dışında belirgin bir Sovyet eleştirisi yapılmamış. Kuzey Kafkasyalı Ayaz, Kızıl Ordu’nu bir neferi olarak başarılı atışlarla faşizmin ilerlemesini durdurmaya çalıştığı sahneler muhafazakâr çevrelerde kanıksanmış ve köhnemiş antikomünizm algısının bu filmin inşasında dışına çıkıldığını gösteriyor. Nazilerde de Sovyet askerleri arasında da iyimser tipler yaratılarak insan odaklı bir hikâye sunulmaya çalışılmış.

Savaş alanında üniformaların son derece düzenli olması ise Amerikan sineması etkisi olarak görülebilir. Amerikan filmlerinde sıklıkla yapılan bir hata olan subayların temiz elbiselerle bezenmiş olmaları kronik bir algı problemidir.

İyi ve kötü halleriyle, inandırıcı karakterlerin karşımıza çıktığı filmler yaptığımızda daha gelişmiş bir sinemamız olacak. Bu süreç, kuşkusuz sancılı bir yoldan geçiyor.

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *